Gümüş Nehrin Şarkısı ve Küçük Ceylanın Suyu

Susuz Kalan Berrak Su Diyarı
Bir varmış, bir yokmuş. Çok uzaklarda, nehirlerin gümüş gibi parladığı Berrak Su Diyarı varmış. Bu güzel yerde şelaleler her gün neşeyle şarkı söylermiş. Toprak her zaman taze otlarla ve renkli çiçeklerle doluymuş. Gökyüzü masmavi, bulutlar ise pamuk şeker kadar yumuşakmış. Bu diyarda yaşayan canlılar, suların sesini dinleyerek huzur bulurmuş. Doğanın kalbinde, tüm suları yöneten parlak bir Su Taşı varmış.
Su Taşı, gümüş bir odanın tam ortasında dururmuş. Rengi gökyüzünden bile daha derin bir maviymiş. Bu taşın yaydığı ışık, nehirleri ve gölleri canlı tutarmış. Her sabah güneş doğarken taş hafifçe titreşirmiş. Bu titreşim, toprağa can veren suyun habercisiymiş. Diyarın sakinleri bu ışığı görünce çok mutlu olurmuş. Ancak bir sabah, her şey bir anda değişivermiş.
O sabah kuşlar şarkı söylemeyi birden bırakmış. Yapraklar dallarında boyunlarını büküp yere bakmış. Derelerin sesi kesilmiş ve etrafa garip bir sessizlik çökmüş. Herkes merakla Su Taşı’nın olduğu odaya koşmuş. Gördükleri manzara karşısında hepsi çok şaşırmış. Parlak mavi taşın üzerinde kocaman bir çatlak varmış. Taşın o eski, canlı ışığı gitmiş; yerine soluk bir renk gelmiş.
Yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Onun bu hışırtısı, ormandaki büyük bir üzüntünün sesi gibiydi. Sular çekilmeye başlayınca toprak kurumaya ve çatlamaya başladı. Çiçekler yapraklarını kapattı ve uykuya daldı. Kelebekler bile uçmak için kendilerinde güç bulamadı. Eğer Su Taşı hemen iyileşmezse, bu güzel diyar tamamen kuruyacakmış. Herkes ne yapacağını düşünürken, cesur bir ceylan öne çıkmış.
Kristal Dağ’a Doğru Zorlu Yolculuk
Küçük Ceylan, bu taşın sadece Kristal Dağ’da tamir edilebileceğini biliyormuş. Orada taşların dilinden anlayan bilge bir dostu varmış. Hemen yola çıkmak için hazırlıklarını tamamlamış. Çatlak taşı nazikçe yumuşak bir keseye yerleştirmiş. Yanına sadece küçük bir matara su ve biraz yiyecek almış. Arkadaşlarına umutla bakarak yola koyulmuş. Güneş tepede pırıl pırıl parlarken ilk adımını atmış.
Yolculuk düşündüğünden çok daha zormuş. Önce kumların sıcak olduğu Tozlu Tepe’yi geçmiş. Patileri sıcak topraktan biraz yorulmuş ama o hiç durmamış. Ardından rüzgârın sert estiği Dikenli Vadi’ye varmış. Rüzgâr estikçe etraftaki çalılar birbirine çarpıyormuş. Küçük Ceylan, rüzgârın sesini dinlemeye karar vermiş. Bu rüzgâr bana doğru yolu fısıldıyor olabilir mi? diye kendi kendine düşünmüş.
Gerçekten de rüzgârı dinleyince kalbindeki korku gitmiş. Adımları daha güvenli ve hızlı olmaya başlamış. Matarasındaki su her geçen saat biraz daha azalıyormuş. Kendi boğazı kurumuş ama o hep taşı düşünüyormuş. Taşın çatlağı her geçen dakika sanki biraz daha büyüyormuş. Ceylan, taşı korumak için onu göğsüne iyice yaklaştırmış. Kristal Dağ’ın eteklerine vardığında artık çok yorgun düşmüş.
Tam bir kayanın arkasından dönerken bir ses duymuş. Bu, çok zayıf ve ince bir inleme sesiymiş. Ceylan hemen sesin geldiği yöne doğru bakmış. Orada, sıcağın altında kalmış minik bir kuş görmüş. Kuşun kanatları kurumuş toprağın üzerinde hareketsiz duruyormuş. Susuzluktan gözlerini bile açmakta zorlanıyormuş. Küçük Ceylan durup bu masum canlıya uzun uzun bakmış.
En Değerli Bir Yudum Su
Kendi matarasını eline almış ve içine bakmış. Mataranın dibinde sadece bir yudumcuk su kalmış. Bu su, kendisini dağın tepesine çıkaracak son enerjiymiş. Eğer suyu kendisi içerse, hemen bilgeliğe ulaşabilirmiş. Ama kuşu orada öylece bırakmaya gönlü hiç razı olmamış. Küçük Ceylan, kuşa yaklaşıp başını usulca okşamış. Kuşun kalbi çok hızlı ve zayıf bir şekilde çarpıyormuş.
Ceylan, matarasındaki o son damlayı kuşun gagasına damlatmış. Su damlası değer değmez kuşun gözleri parlamış. Kanatlarını hafifçe çırparak havaya doğru havalanmış. Küçük kuş, ceylanın etrafında neşeyle iki tur atmış. Ceylan o an susuzluğunu tamamen unuttuğunu fark etmiş. İçinde garip bir huzur ve büyük bir ferahlık hissetmiş. Sanki o bir yudum suyu kendisi içmiş gibi canlanmış.
Ceylan yoluna devam ederken çantasından bir ışık sızmış. Çatlak Su Taşı, ceylanın bu iyiliğiyle hafifçe parlamış. Ama bizim küçük dostumuz bunu henüz fark etmemiş. Dik yokuşları tırmanmış ve sonunda mağaraya ulaşmış. Bilge dostu onu kapıda büyük bir gülümsemeyle karşılamış. “Hoş geldin küçük dostum,” demiş bilge olan. “Yol boyunca yaptıklarını kalbimde hissettim.”
Ceylan hemen kesesinden Su Taşı’nı çıkarıp ona uzatmış. “Lütfen bu taşı iyileştir, yurdumuz susuz kaldı,” demiş. Bilge dostu taşı eline almış ve üzerine üflemiş. Taş o anda öyle bir parlamış ki mağara aydınlanmış. Üzerindeki çatlak sanki hiç yokmuş gibi tamamen kaybolmuş. Ceylan bu duruma çok şaşırmış ve sevinçten zıplamış. Taş artık eskisinden çok daha güçlü bir ışık yayıyormuş.
Doğanın Dönüşü ve Büyük Sevinç
Bilge dostu, ceylanın gözlerinin içine şefkatle bakmış. “Bu taşı iyileştiren şey sadece benim bilgim değil,” demiş. “Sen yolda o bir damla suyu paylaşarak taşa can verdin.” Ceylan, paylaşmanın ne kadar güçlü bir şey olduğunu anlamış. Kalbindeki iyilik, taşın içindeki sönmüş ışığı tekrar yakmış. Şimdi bu ışığı eve götürme ve suları canlandırma vaktiymiş. Ceylan, parlak taşı alarak hızla tepeden aşağı koşmuş.
Berrak Su Diyarı’na vardığında herkes onu bekliyormuş. Ceylan, taşı gümüş odadaki yerine nazikçe yerleştirmiş. Yerleştirir yerleştirmez yerin altından derinden bir ses gelmiş. Bu ses, uykudan uyanan bir nehrin ilk uyanış sesiymiş. Kuruyan çeşmelerden şırıl şırıl berrak sular akmaya başlamış. Gökyüzündeki bulutlar sevinçle griye dönüp hafif bir yağmur bırakmış. Toprak, suyun kokusuyla derin bir nefes alıp tazelenmiş.
Sarılan her çiçek yeniden renklenmiş ve canlanmış. Ağaçlar kollarını gökyüzüne doğru mutlulukla uzatmış. Ormanın her köşesinden yeniden kuş sesleri yükselmiş. Küçük Ceylan, nehrin kenarına gidip taze suyu kana kana içmiş. O gün ormandaki tüm canlılar bir şeyi çok iyi öğrenmiş. Paylaşılan küçük bir şey, bazen tüm dünyayı kurtarabilirmiş. Sevgi ve iyilik, en kurak toprakları bile çiçek bahçesine çevirirmiş.
Ceylan ve arkadaşları nehrin kenarında oyunlar oynamış. Doğa, kendisine iyi bakanlara tüm güzelliklerini sunmuş. Gece olduğunda ay dede ormanın üzerine gümüş ışığını sermiş. Herkes huzur içinde, suyun tatlı ninnisiyle uykuya dalmış. Gökten üç su damlası düşmüş; biri paylaşana, biri ihtiyacı olana, biri de dinleyene.
Irmakların huzurlu sesi hepimizin düşlerine serinlik getirsin.



